İnsanın büyüdükçe arayışları çoğalıyor. Binbir problem baş gösteriyor ve bu problemlerin çözümü daha bir karmaşık hale bürünüyor. Oysaki insanın çocukluk zamanları, sorunların varlığına rağmen problemlerin oluşmadığı, hayata, insanın organik zekasının hakim olduğu yıllar olarak göze çarpıyor. Bunun sonucu olarak da genellikle problemler çocukluk çağında oluşmuyor. Peki o halde çocukluk çağında sahip olduğumuz ve bize hayatı kolaylaştıran ama sonradan kaybettiğimiz veya yanlış olarak eklediğimiz şeyler nelerdir? Nedir bu çocukluk çağının içsel, organik bilgeliği?


Dünyada özne yani benlik yoktur. Benlik sosyal bir kurgudur. Gerçeklikte benlik yoktur. Zira insanın benliği(egosu) deneyimlenebilen bir olgudur, deneyimlenebilen birşey ise özne olamaz. O bakımdan gerçeklikte “ben” yoktur. Eğer varoluşsal olarak “benlik” diye bir olgu var ise bu dünyada aranamaz. Zira benlik göz gibidir. Göz kendini göremeyeceği gibi, insan bu dünyada kendini deneyimleyemez. Eğer bir benlik var ise bu doğmamıştır.


Bilincimiz ayna gibi çalışmaktadır. Duymak için, görmek için veya tüm diğer işler için “ben”’in birşey yapmasına gerek yoktur. Ayna nasıl önündeki bir cismi yansıtmak için beklemediği gibi siz de dışardan bir ses duyduğunuz anda onu duyarsınız. Manzara gözünüzün önüne geldiği anda onu görür ve ne olduğunu direk anlarsınız. Bilincin tüm halleri bu şekilde çalışır. O bakımdandır ki “ben”, zaten yapılan işleri yapmaya çalıştığı an, bu spontan yansıtma sürecinin arasına girer ve yapılan işlerin kalitesini bozar. Bu durum aynanın, önündeki cisimleri yansıtmaya çalışmasına benzer, oysaki aynanın yansıtmaya çalışmasına gerek yoktur, zira aynanın kendisi, zaten birşey yapmadan önündeki cismi yansıtacaktır.


Hepimiz zaman ile yaşamaktayız. Zihnimizdeki zaman cetvelinde günleri, haftaları sayıyor ve hatta kimliğimizi de yaş bilgimiz sayesinde zaman ile belirliyoruz. Oysaki zaman gerçekten var mıdır, zaman nedir diye kendimize hiç sormuyoruz. İşin aslına bakarsak zamanın fiziksel gerçeklikte yeri yoktur. Zaman, aynı cetvel misali, dünyanın ritimlerini saymak için konan bir dairesel çizelgedir. Yaşamımızda kolaylıklar sağlasın diye bulmuş olduğumuz bir icattır. Zaman sayesinde nerede, ne zaman buluşacağımıza karar veriyor, mevsimler hakkında öngörülerde bulunuyoruz.


Doğal dinde evrenin temel enerjisi Tanrı’dır. Dolayısıyla doğal dinin ibadeti o temel enerjiyi düşünceler olmaksızın olduğu gibi hissetmek ve o enerjiden büyülenmektir. Zihnin gevezeliği olmaksızın yağmurun yağışını hissetmek, kuşların cıvıltısını dinlemektir.


İlk yazımızda egonun işlevsizliğinden bahsettik. Bu yazımızda ise duanın yöneleceği merciden yani bilinçaltımızdan bahsedeceğiz. Bilinçaltımız tüm organizmamızı yöneten, son derece kudretli ışıktır. O ışık, kalbimiz, gözlerimiz gibi tüm vücutsal olguları yönetendir. İşte asıl fail bilinçaltımızdır. Bilinçaltı dışsal seslere duyarlı bir olgudur. İnsanların yönlendirmesine hatta kişinin kendi yönlendirmesine açık bir haldedir. O bakımdan kişi duasıyla asıl failden yani içindeki bilinçaltından istemelidir. Hatta bilinçaltı başkasının duasını daha net hissedebildiğinden başkasının duası daha çok etkili olacaktır. Bunun için duanın direk vücudunuza yönelik sesli bir şekilde yapılması daha iyi olacaktır. Bilinçaltı ne kadar dış yönlendirmelere açık halde olursa dua o kadar yerini bulacaktır.

Bilinçaltının…


İnsanın egosu, insanın kendisi hakkındaki imgesidir. Yani bir sembolden ibarettir. Fakat insan ego’yu fail olarak görünce, ancak kendiliğinden olabilecek şeyleri çabasıyla yapmaya çalışmaktadır. Bilinen bir örnek vermek gerekirse uyumak fiili, bilinçli olarak yapılacak bir aksiyon değildir. Bilinçli olarak yapmaya çalışırsanız tam tersine ancak kendiliğinden olacak hadisenin önüne set çekersiniz. İşte insanın hayatında karşılaştığı zorluklar veya olmasını istediği şeyler hakkında, ego araya girip işi kendisi yapmaya çalışmakta ve bulanık suyu daha da bulandırmaktadır.


Kitap okumak insan için büyük bir zevk kaynağıdır ve tabi ki insana çok fazla faydası vardır. Fakat okumanın insanı zehirleyen bir tarafı da var diye düşünüyorum. Zira okumak, insanın enerjisini beynine doğru taşıyor. Beyin ise maalesef ayrılık organı haline gelmiş durumda. Bu şekilde insan birlikten, sevgiden yavaş yavaş uzaklaşıyor. Kitap okudukça dil’e maruz kalıyor, dünyayı dilin gramer yapısıyla algılamaya başlıyoruz. Bunun yanında, gerçekliğin ifade şeklinin düz yazıdansa şiir olması gerektiğini yönünde şüphelerim var. Zira insan, gerçekliği ne kadar yoğun yaşarsa o kadar duygusunu şiir ile ifade etme yoluna gitmektedir. …


İnsan beyniyle, düşünceleriyle zehirlenen bir varlıktır. Kainatın enerji dansına katıldığının farkına varmadan zihninin içinde kendi dünyasında binbir problemlerle yaşamaktadır. Rasyonel zihin onu o kadar büyülemiş durumdadır ki bu enerji dansının farkına varmamakta kendince daha önemli işlerin peşinde koşturup durmaktadır.


I, as a person who suffers from OCD disorder, tried to cure myself for a long time. This is because the person who identify himself with his ego, ”thinker and doer”, in his stream of consciousness supposes that he can heal his thoughts by himself. He regards only his thoughts, rather than himself which is his ego, as part of sickness. But when he realizes that his ego is also a thought, he understands the nonsense of the notion of the self-healing in the OCD. He would notice that to try to heal himself by his ego is also part…

Lotus Çiçeği

Zen, Taoizm, Budizm, Psikoloji, Felsefe üzerine kişisel düşünceler, kurgular

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store