Zen Budizmi MS 6.yüzyılda Çin’de ortaya çıkmıştır. Budizmin Taoizmle harmanlanması sonucu ortaya çıkan Zen okulu dünyadaki diğer dinlerden oldukça farklıdır. En önemli fark ise Zen’de gerçekliğin kelimelere dökülemeyeceği savunulur. Bu yönden diğer dinlerde oldukça fazla bir şekilde yer edinen doktrinler, inanç sistemleri Zen Budizminde yer edinmez. Bu sebeple Zen üstadları kendilerine yöneltilen felsefi sorgulara, hayatın kendisini işaret ederek cevaplar verirler. Örneğin sohbete oturan bir Zen monku tam sohbete başlayacakken bir kuşun sesi civarda yankılanır. Kuş sesinin bitmesi ile Zen monku artık sohbetin de bittiğini açıklar.


Doğunun kadim kültürü ile batının kültürünün ideal insan tipleri birbirinden çok farklıdır. Batı geleneğinde bilinçli iradenin gücüne göre insanların değeri yargılanır. İradesi güçlü olanlar, kendilerini ve çevrelerini düzene sokup söz geçirebilenler, batı insanın gözünde değer görür. Batı insanının kabül görmüş metafizik aksiyomu insanın kendisinin ve çevresinin eksik olduğu yönündedir. Bu bakımdan batı insanı yüce ideallere büyük değer verir ve bu ideallerin güç ve irade ile zorlayarak gerçekleşebileceği ögretisini aşılar. Ego her daim tetikte olmalı, kendisine ve çevresine söz geçirebilmelidir. Bu bakımdan batı psikesinde güçlü bir egonun varlığı yeğlenir.


Psikolog George Humphrey’in de işlediği kırkayak ikilemi psikoloji biliminde yer edinen bir etkidir. Bu ikilemin hatta bir şiiri vardır. Kabaca şiiri özetlersek, kırkayağa sormuşlar: Hangi ayağın diğerlerinden önde gitmektedir? Bugüne kadar farkında olmaksızın, bilinçaltından bu kadar kompleks bir işi yapan kırkayak işin farkındalığına vardığı zaman artık koşamaz olmuştur.


İnsanın evi onun rahat ettiği, huzur bulduğu yerdir. Bu yönüyle insanın gerçek evi şimdidir, burasıdır. İnsan her daim şimdidedir. Mekan veya zaman zihinsel olarak değişmiş olsa bile gerçeklikte her zaman vakit şimdidir, mekan burasıdır. Başka bir yerde veya zamanda olmak da mümkün değildir. Ve dahi insan tamamıyla şimdide olduğu vakit zihinsel şeytanlardan uzaktır. Şimdinin gücünü ve şefkatini arkasına alır. Kaygılardan uzaktır. Dünyanın neresine giderse gitsin şimdinin kucağında teskin olmuştur.


New age akımlarına ilgim yeni yeni başlamıştı. İlk olarak Joe Dispenza’nın kitaplarını okudum. Sonradan pek de pratik bulmadığım fikirleri beni etkilemişti. Ardından herkesin bildiği Echart Tolle’un kitaplarını okudum. Echart Tolle’un fikirleri beni etkilemiş ve rotamı doğu öğretilerine yöneltmişti. Birkaç adet Zen ile ilgili kitap okuduktan sonra bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine Alan Watts ile karşılaştım. Fikirleri, düşünceleri, bakış açısı beni derinden etkiliyordu. Yirmi küsur kitabını aralıksız bir şekilde dikkatlice okudum. Yanısıra Youtube’daki tok ve güzel sesiyle kaydedilen anlatımlarını dinledim. İşte bu yazımda size kısaca Alan Watts kimdir? Kimlerden etkilenmiştir? Fikirleri nelerdir? Kısaca anlatacağım.


Bir olguya kapsayıcılık anlamı katmak istenirse ona halk tabiriyle dili, dini, ırkı yoktur denir. Bana göre din de böyle bir olgudur. Sanat ve müzik gibi dinin de “dini”, ırkı, dili yoktur. Din, adeta evrenin temel enerjisini müzik dinler gibi dinlemektir. Zira evrenin temel enerjisi de müzik gibidir.


Semboller, gerçekliği işaret etmeye yarayan araçlardır. Kendi başlarına sembollerin gerçekliği bulunmamaktadır. Semboller, düşünce ile oluşur ve gelişir. Fakat zihnine kapanan insan öyle bir hale gelir ki gerçekliği semboller ile karıştırır. Sembollerin büyüsü altında kalan insanın gerçeklikle bağı kopar. Artık gerçeklik onu tatmin edemez ve o, sembollerin fantezisinde yaşamaya başlar.


İnsanın büyüdükçe arayışları çoğalıyor. Binbir problem baş gösteriyor ve bu problemlerin çözümü daha bir karmaşık hale bürünüyor. Oysaki insanın çocukluk zamanları, sorunların varlığına rağmen problemlerin oluşmadığı, hayata, insanın organik zekasının hakim olduğu yıllar olarak göze çarpıyor. Bunun sonucu olarak da genellikle problemler çocukluk çağında oluşmuyor. Peki o halde çocukluk çağında sahip olduğumuz ve bize hayatı kolaylaştıran ama sonradan kaybettiğimiz veya yanlış olarak eklediğimiz şeyler nelerdir? Nedir bu çocukluk çağının içsel, organik bilgeliği?


Dünyada özne yani benlik yoktur. Benlik sosyal bir kurgudur. Gerçeklikte benlik yoktur. Zira insanın benliği(egosu) deneyimlenebilen bir olgudur, deneyimlenebilen birşey ise özne olamaz. O bakımdan gerçeklikte “ben” yoktur. Eğer varoluşsal olarak “benlik” diye bir olgu var ise bu dünyada aranamaz. Zira benlik göz gibidir. Göz kendini göremeyeceği gibi, insan bu dünyada kendini deneyimleyemez. Eğer bir benlik var ise bu doğmamıştır.


Bilincimiz ayna gibi çalışmaktadır. Duymak için, görmek için veya tüm diğer işler için “ben”’in birşey yapmasına gerek yoktur. Ayna nasıl önündeki bir cismi yansıtmak için beklemediği gibi siz de dışardan bir ses duyduğunuz anda onu duyarsınız. Manzara gözünüzün önüne geldiği anda onu görür ve ne olduğunu direk anlarsınız. Bilincin tüm halleri bu şekilde çalışır. O bakımdandır ki “ben”, zaten yapılan işleri yapmaya çalıştığı an, bu spontan yansıtma sürecinin arasına girer ve yapılan işlerin kalitesini bozar. Bu durum aynanın, önündeki cisimleri yansıtmaya çalışmasına benzer, oysaki aynanın yansıtmaya çalışmasına gerek yoktur, zira aynanın kendisi, zaten birşey yapmadan önündeki cismi yansıtacaktır.

Lotus Çiçeği

Zen, Taoizm, Budizm, Psikoloji, Felsefe üzerine kişisel düşünceler, kurgular

Get the Medium app

A button that says 'Download on the App Store', and if clicked it will lead you to the iOS App store
A button that says 'Get it on, Google Play', and if clicked it will lead you to the Google Play store